World of WarCraft: Mists of Pandaria – İnceleme

1

World of WarCraft: Mists of Pandaria – İnceleme

 

“Bundan tam 12.000 yıl önce başlamıştı bu hikaye. Pandaria’nın ilk hükümdarları Mogu’lar, tutsak tuttukları Pandaren’lerin neler yapabilecekleri konusunda en ufak bir fikre bile sahip değildi. O akıl almaz sis hiç bir zaman kaybolmadı. Ta ki bu zamana kadar…”

Tüm dünyadaki World of Warcraft hayranları, geçtiğimiz ay 25 Eylül için inanılmaz heyecanlıydı. Yıllardır süren Horde ve Alliance savaşının yanı sıra, yeni diyarlara adım atacak, yeni düşmanlarla karşılaşacak ve yeni dostlar edineceklerdi. Fakat sorun şu ki;Blizzard, Mists of Pandaria paketi yüzünden yüksek derecede eleştiriye maruz kalmıştı. Pandaların WoW tarihiyle hiç bir alakası olmadığını savunan oyunculardan, oyunun büyük bir düşüşe geçtiğini savunan oyunculara kadar bütün yorumlar bu denli üzücüydü.

MoP’un bu şekilde tepki alması tabii ki beni de üzmüştü. Fakat Blizzard’a güvenim sonsuzdu. Oyunu aldım ve Shaohao bana gidişatın gerçekten nasıl olduğunu oyun içerisinde gösterdi. Böyle bir savaşın içerisinde yer almaktan ben ve karakterim yüksek derecede memnunduk. Öyle ki, hikayenin derinliklerine indikçe, beklemediğim olaylarla karşılaştım ve nasıl hayatta kalacağımı düşünmeye başladım.

Bu sis de neyin nesi? 

Pandaria dünyasına, ilk olarak hikayeyi anlatarak giriş yapalım. Hikayemiz, tamamen Horde ve Alliance savaşına bağlı olarak başlıyor. Birbirleriyle sürekli savaş halinde olan bu iki ittifakımızın mücadelesi, bir deniz savaşı sonucu Ally birliklerin okyanusun derinliklerine açılmasıyla farklı bir boyuta ulaşıyor. Tahmin ettiğiniz gibi, Maelstorm’un güney kısmında kaybolan Ally birlikleri daha sonra esrarengiz bir sisin içerisinde buluyorlar kendilerini. Sisten çıktıkları zaman Pandaria’nın Jade Forest kıtasıyla karşılaşan Ally birlikleri, ne kadar buraya egemen olmak istese de, Horde’un lideri Garoshbuna pek izin verecek gibi gözükmüyor.

Şimdi 12.000 yıl öncesine gidiyoruz. Well of Eternity’nin ilk zamanlarında, kendilerine ait bir yaşam sürdüren Mogu ırkı, Pandaren’leri esir almasıyla işleri karıştırıyor. İri bir yapıya sahip olup, fiziksel güçleri yüksek olan Mogu ırkının tabii ki de o zaman Pandaren’lerin neler yapabileceği ile ilgili hiçbir fikirleri yok. Tutsak kaldıkları dönem boyunca Chi adı verilen enerji akımı ile kendilerini eğiten Panderen’ler, Mogu ırkını büyük bir bozguna uğratıp, egemenliği ele geçiriyor.

Pandaria ülkesi tabii ki de bir lidere sahip. Shaohao adı verilen imparator, ülkesini War of Ancients ve Burning Legion zamanlarından korumak için o meşhur gizemli sisi yaratıyor. Binlerce yıl boyunca ülkeyi gizli tutan bu sis, 10.000 yıl sonra yavaş yavaş kaybolmaya başlıyor. Daha sonra da Pandaria, keşfedilmeye hazır bir kıta olarak hikayemizin baş rolünü üstleniyor.

Ne kadar sorunsuz ve mutlu yaşıyor olsalar da, Pandaren’lerin canını sıkan bir durum söz konusu. Sha adı verilen negatif enerji, Pandaria’nın geleceğini tehlikeye atıyor. Negatif enerji ve mutsuzluğu temsil eden bu enerji, Pandaria adasının altında yatıyor. Enerjinin ortaya çıkması ise, İmparator Shaohao‘nun ülkesini kurtarmak için yaptığı çalışmalar aracılığıyla gerçekleşiyor. Bütün kötü düşüncelerden arınmak isteyen, ülkesini korumak için sisi yaratan Shaohao, Sha enerjisini tetikliyor ve bu enerji adadaki bütün dengesizliklerden beslenmeye başlıyor.

Alliance ve Horde’un adaya ayak basmasıyla, Sha bütün kötü enerjiyi salıyor ve Pandaria adasında belirmeye başlıyor. Hikayemiz ise buradan sonra başlıyor, Pandaria adasını keşfetmek biz WoW kahramanlarına düşüyor.

Bu bir Kung-Fu’mu, yoksa değil mi?

Pandaren’lerin inandığı 4 ayrı sembol mevcut; Black OxRed CraneJade Serpent veWhite Tiger. Peki ya bu Monk ırkı neler yapıyor, neler yapamıyor?

Pandalar, Mogu ırkını yenmek için çıplak elle dövüşmek zorundaydılar. Bu yönde kendilerini geliştiren Pandalar, Chi enerjisine yoğunlaşıp güçlerine güç katıyorlar. Healer (Mistweaver)DPS (Windwalker) ve Tank (Brewmaster) rollerini barındıradan Monklar, Cloth ve Leather giyebiliyor. Son vuruşlar ve yaptıkları büyüler için asa ve yakın dövüş silahları kullanan Monk’ların çoğu hareketi ve yeteneği, rakipten hızlıca kaçabilmek ve hızlı hasar verebilmek ile alakalı. İşte Panda ile seçebileceğiniz diğer sınıflar:

-Mage
-Warrior
-Shaman
-Priest
-Rogue
-Hunter

Panda olarak oyuna başladığınızda, 10. seviyeye kadar normal görev zincirlerini takip ediyorsunuz. 10 olduğunuz zaman ise size verilen A New Fate görevi aracılığıyla, Alliance ve Horde arasında seçim yapmak zorunda kalıyorsunuz.

Alliance olduğunuz zaman, sizi Tushui yolunda gitmeyi öğretecek Aysa Cloudsingerkarşılıyor. Horde’u seçerseniz eğer, Huojin dünyasını Ji Firepaw‘dan öğreniyorsunuz.

Monk’ların ırksal özellikleri de bir hayli enteresan. Özellikle bu yeni sınıfa zanaat olarakCooking‘i (Yemek Pişirmek) uygun görmüş Blizzard. Belki de boğazlarına düşkün oldukları için bu tür bir zanaat uygun görülmüş, bunu Pandaren’lerin kendilerine sormak lazım tabii.

-Epicurean:
 Yemek yemeyi çok sevdikleri için, Well Fed efektleri iki daha fazla etki gösterir.
-Gourmand: 15 artmış Cooking yeteneği.
-Inner Peace: Rested Exp bonusunun daha uzun durmasını sağlar.
-Bouncy: Düşüşlerden %50 daha az hasar.
-Quaking Palm: Rakibe hızlıca vurup, rakibin 4 saniye etkisiz kalmasını sağlar.

Monk sınıfı, aynı Druid ve Rogue sınıfı gibi Leather giyebiliyor. Sadece off-hand kullanan bu sınıf, silahlarını sadece son vuruşu yapmak için kullanıyor. Onun dışında düşmanlarını yumruk ve tekmelerle döven Monk’lar, Tank ve DPS ağaçlarını kullandığı zaman Agility bölümüne yükleniyor. Healer oldukları zaman ise normal olarak Intellect kullanıyorlar. Warrior’lerin aksine, Monk sınıfı yeteneklerini kullanmak için Chi enerjilerini kullanıyor. Chi enerjisi, can barınızın hemen altında, 4 ayrı yuvarlak top şeklinde bizleri karşılıyor.

Şimdi de Pandaren’lerin yeni binekleri ekranlara geliyor. Dragon Turtle adı verilen ilk binek, burnunda dev bir halkası olan sinirli bir kaplumbağa şeklinde. Panda olarak oyuna başladığınız zaman, yine belirli bir seviyeden sonra Dragon Turtle’ı almaya hak kazanıyorsunuz.

Diğer yer bineğiniz ise Shaghorn adlı, 4 ayaklı, keçi görünümlü bu binek, biraz sinirli gözüküyor, biraz da sevimli. Uçan binek olarak ise Pandaren Kite, Pandaria atmosferini süslüyor. Farklı çeşitler ve farklı renklerde, bir oyuncunun gökyüzünün efendisi gibi hissetmesini sağlayan Reins of the Azure Cloud Serpent ise, ekstra olarak Pandaria uçan binekleri arasında yer alıyor.

Yeni paketimizin ismi Pandaria olmasına rağmen, oyun tabii ki de sadece pandalara özel değil. Blizzard diğer sınıflarımızı da unutmamış. Özellikle oyunu PvP açısından, bir oyuncu tabiriyle daha “Hardcore” hale getirmiş. Bakalım yeni sınıfların yeni özellikleri neler, değişiklikler nasıl karşılanmış.

Hunter’ın mızrağını aldılar, Hunter sinirli…

World of Warcraft evreninin, Mists of Pandaria ile gelmiş geçmiş en büyük değişikliğini aldığını söyleyebiliriz. Bütün yetenek ağaçlarının değişmesi, sınıflardaki ekleyip çıkarmalar ve oluşan dengesizliklere rağmen Blizzard hiçbir şekilde düşüncesinden geri dönmemiş. Dengesizlikleri ve hatalarını bir süre sonra düzelten Blizzard, az biraz oyun içi problemlerine göz yummamızı rica ederek bizi oyuna tekrar alıştırmaya çalışıyor.

En başta çok kötü gibi görünen bu yetenek ağacı ve sınıf değişiklikleri, aslında derinine indiğiniz zaman gayet mantıklı geliyor. Gereksiz ve fazladan yapılandırılan yetenekler yerine, eski ağacın yerine kısaltılmış ve öz olan bu yeni yetenek ağacı ile birlikte, en azından oyun daha mantıklı ve temiz hale getirilmiş. Yeteneklerinizin daha çok farkında olduğunuz MoP, bir yandan hem çok kolay olmuş, bir yandan da çok zor.

Çoğu eski yetenek, kendi ağaçlarından arındırılarak Passive (Pasif) hale getirilmiş. Bu yüzden yoğunlaşmanız gereken sadece belli başlı yetenekler mevcut. Bunun dışında, bir çok yetenek ise özel olarak ayrı ağaçlara dağıtılmış. Bu sayede alakasız ağacın yeteneklerini, farklı ağaçlarda kullanamıyorsunuz. Mantıklı, fakat alışılması zor.

Oyuna ilk girdiğim zaman ise kesinlikle şaşırmış durumdaydım. Bir beta oyuncusu olmama rağmen, esas oyunu oynamak sanki farklı bir oyuna girmişim hissiyatı vermişti bana. İlk olarak, bir PvP (Oyuncu vs. Oyuncu) sever olarak Battleground (Savaş alanı) denemek istedim. Diğer sınıflar neler yapabiliyor, ben neler yapabiliyorum, görmek istedim. Battleground başlayıp, bir anda bitmişti bile. Çok kısa sürmüştü. Bunun nedeni ise, yeni yetenek ağacındaki yeteneklerin, 85. seviyeye göre dengesiz olması ve aşırı yüklenmiş güçleriydi. Köprüden karşı karşıya geçerken bile bir anda, kimse yokken önünüzde 7-8 kişi belirdiğini ve sizi tek vuruşta öldürdüğünü düşünün. “Nasıl yani?”sorusunun cevabını siz sormadan ben size söyleyeyim; Rogue ve alan görünmezliği, buna hoş bir örnek olacaktır.

Druid’lerin yeni 4 seçmeli yetenek ağaçlarından tutun, çoğu Totem’lerine artık sahip olmayan Shaman’lara kadar bütün sınıflar bir hayli şaşkındı. Herkes ne kadar sinirlenip, üzülse de, 1-2 gün sonra sanki yıllardır bu sistemle oynuyorlar gibi ilerlemeye devam etti oyuncular. Bunun nedeni ise, yeni yetenek ağacı ve özelliklerin yanı sıra, yeni paketin bize sunduğu inanılmaz bir hikaye ve görev zinciri ile huzur veren mekanlardı.

Bir maymun ile Undead’in aşk hikayesi…

Lich King çağını hep beraber atlattık. Buzlar arasında kralı tahtından indirmek için uğraştık. Her yer soğuktu. Buz kesmişti kılıç tutan ellerimiz. Fakat yine de yaptık.Catacylsm karşıladı sonra bizi. Her yer mükemmel sıcaktı. Belki de nefes alamıyorduk. Bir cehennem ateşinin içerisinde, Deathwing’e karşı birlikte ayakta durduk. Onu hep birlikte yendik.

Bir soğuk, bir sıcak derken, doğamız yerinde oynamıştı. Artık soğuk yere gitsek sıcak basıyor, sıcak yere gitsek üşümeye başlıyorduk. İşte Blizzard, oyuncuların bu problemeni Pandaria ile çözmüş durumda. Soğuk ve sıcağı unutun. Her tarafın çiçek açtığını düşünün. Hoş yapılar hayal edin, cıvıl cıvıl kuş sesleri ve yumuşak yağan bir yağmur. Şimdiden huzur buldunuz öyle değil mi?

Çiçekler, böcekler ve Pandalar ile mükemmel bir diyara ayak basıyoruz yeni pakette. Mekanlar o kadar güzel ki, o kadar çeşitli ve huzur verici ki, bütün gün oynamamak için hiç bir sebebeniz yok. Sadece Jade Forest’in uçsuz bucaksız ormanlarında gezerken bile huzur bulabiliyorsunuz. Bunlara bir de inanılmaz şekilde anlatılmış hikaye ve orantılı görev zinciri girince, tadından yenmiyor. Oyun içerisinde daha çok zindanlara girmek yerine görev yapmayı tercih ediyorsunuz. Pandaria’da geçen olayları, yeni tanıştığınız maymunlarla ve diğer ırklarla, onların anlatımıyla yaşıyorsunuz.

Kurt-kuzu toplama görevleri bile farklı bir hava katmış oyuna. Bir anda tepenizden ufak Alliance helikopterleri geçiyor ve siz onları elinizdeki silahla yere indiriyorsunuz. Ya da siz yokken diğer savaşçı NPC’ler neler yapmış, onları dinliyorsunuz. Elinize dürbünlü tüfeği alıp, kampa gizli giren Undead’i koruyorsunuz.

Blizzard burada grafiklerini de konuşturmuş. Lich King ve Cataclysm’in aksine, bu şekilde yeşillik ve doğa yüklü alanlarda oyunu oynarken, grafiklerin “aslında” ne kadar güzel ve canlı olduğunu farkına varıyorsunuz. Şahsen ben görev yaparken bir ara durup “Gerçekten bu oyunun grafikleri bu kadar güzel miydi yahu?” diye söylendim kendi kendime. Daha belirgin, daha canlı ve daha akıcı bir oyun yapısı Mists of Pandaria’ya hakim. Acaba bunların hepsi o büyük sis yüzünden mi?

Doğa ile iç içe…

Grafiklerin, doğa etmenlerinin, mekanların ve görevlerin yanı sıra, oyunu kesinlikle oynatan en önemli etmen ise; müzikler oldu benim gözümde. Jade Forest’e girdiğim andan itibaren, kulağıma gelen oyun içi melodileri beni büyülemişti resmen. Bir Çin ve Panda teması ancak bu kadar güzel yansıtılabilirdi. Grafikler ve hikaye ile birleşince de, oyunun ilerleyişinde mükemmel bir 3’lü unsur mevcut oldu. Bu olaylar kesinlikle MoP’un oynanması gerektiğinin kanıtı. Bana inanın ki öyle.

Mists of Pandaria’nın getirileri saymakla bitmiyor. Şimdi ise sırada zindanlar, savaş alanları ve Pet Battle sistemi var.

Şüphesiz ki oyunun en yeni ve en şaşırtıcı getirisi, yeni Pet Battle sistemi oldu. Bir Pokémon misali, petleri önümüze çıkartıp da rakip petiyle savaştırdığımız bu etkinlik, oyun içerisinde sıkıldığınız zaman kafanızı dağıtmak için birebir. İster bu sistemin uzmanı olursunuz, isterseniz eğlence için yaparsınız. Az biraz küçük yaştaki genç kesime hitap ediyor gibi gözükse de, özellikle Pokémon hastası iseniz bu sistem çok hoşunuza gidecektir.

Oyunun aksiyon kısmına biraz göz atalım. Asıl göz atmamız gereken kısımlardan biri de burası. 6 ayrı yeni zindan ile bizleri karşılayan MoP, ayrıca yeni Scenarios ve Dungeon Challenge‘lara ev sahipliği yapıyor. İşte yeni zindan listesi şu şekilde:

-Temple of the Jade Serpent
-Stormstout Brewery
-Shado-Pan Monastery
-Gate of Setting Sun
-Mogu’Shan Palace
-Siege of Niuzao Temple

Scarlet Monastery ise eski bir zindan iken MoP’da yenilenmiş durumda. Çoğu Vanilla oyuncusu bu zindana hayrandı ve yeniden gelmesi konusunda sevinçleri şu an oldukça büyük.

Scenario sistem ise klasik Raid Finder sistemi gibi çalışacak. MoP senaryosu tadında bu zindanlarda ilerleyeceğiz. Dungeon Challenge’larda ise, sunucuda ilk kim zindanı bitirmiş, ne kadar sürede bitirmiş bunları göreceğiz. Bitirdiğiniz süreye göre ise ödül kazanacaksınız.

Henüz açılmamış olan Raid’ler ise şu şekilde açıklandı:

-Mogu’Shan Vaults
-Heart of Fear
-Terrace of Endless Spring

Sizce bunlardan hangisinde Garosh ile dövüşeceğiz? Tahmin edebilir misiniz?

Peki ya Arena severler ne durumda? Tahmin etmek istemezsiniz. Blizzard PvP’ye neden bu kadar ağırlık vermiş, gerçekten çok merak ediyorum. PvP adına bütün sınıflara öyle özellikler getirilmiş ki, neredeyse iki grubunda birbirini yenmesi inanılmaz zorlaşmış durumda. Yeni gelen Tier setlerinde ise arttırılan maksimum özellikler eskiden +200/+300 civarı iken, şimdi +1500/+1800’lere fırlamış durumda. Bu da doğal olarak 90. seviyedeki bir oyuncunun hayatta kalma süresini uzatıyor.

Arena’nın dışında ise yeni gelen Battleground’larımız bizleri karşılıyor. Alıştığımız BG sisteminin yanı sıra, yeni gelen BG’lerde farklı türde oyunlar oynuyoruz. İşte yeni BG ve Arena’yı gösteren tanıtıcı bir video:

MoP’un oyuna getirdiği kolaylıklar say say bitmiyor. Oyun içi oynanabilirliği zaten kolay ve rahat olan WoW’u daha da bir kolaylaştırmış, Blizzard. Group Loot adındaki yeni sistem, bir grup canavarı kestiğiniz zaman, her birinin üzerine teker teker tıklamanızı önlüyor. Bir canavarın üzerine tıklayıp, kesenin ağzını açtığınız zaman bütün canavarların ürünlerini görebiliyorsunuz. Daha hızlı bir oynanış için, hoş bir eklenti olmuş.

Zindanlar veya Raid’lerde ise, zar atmanız gereken ürün düştüğü zaman, farklı bir pencerede ekrana geliyor bu sefer. Kazandığınız zaman ise, chat barda “Ben mi aldım, ben mi aldım?!” şeklinde bir arayış içerisine girmiyorsunuz. Ekrana sanki Achivement (Ödül) kazanmışsınız gibi parlayarak geliyor aldığınız ürün. Kazandınız yazıyor. Mutlu oluyorsunuz.

 

Related posts

Leave a Comment