Secret Files 3 İnceleme

Secret Files 3 İnceleme

Secret Files 3 İnceleme

 

Kıyamet ve dünyanın sonu, insanoğlunun yüzyıllardır en büyük kâbusudur. Pek çok roman ve film bu iki konudan beslenip, insanlara sunulmuştur. Zaten günün birinde öleceğiz, ancak kıyametle birlikte dünyanın sonunun gelmesi, karşılaşacağımız en kötü kaderlerden biri olsa gerek. Peki, kıyameti ne getirecek? İnsanların sonu gelmez ihtirasları mı, sonsuz güç isteği mi, Yaratıcısını tanımayıp günah işlemede zirveye çıkması mı? Kutsal kitaplarda bununla ilgili birçok metinlere yer verilmiştir. İnsanoğlu ihtiras ve günahları yüzünden, kendi sonunu kendi eliyle hazırlaması muhtemeldir. Belki de sona doğru hızla gidiyoruz.

İnsanlığın kaderini belirleyecek gizli sır
Secret Files: Tunguska’dan sonra beklenen an geldi ve üçüncü oyununa kavuştuk. Bildiğiniz gibi Sibirya’daki Tunguska Nehri civarlarında meydana gelen şiddetli bir patlama, serinin ikinci oyununa konu olmuştu. Oyunun senaryosu, sizi şaşırtacak derecede hikâye döngüsüne sahip. Yapımcı koltuğunda bu kez Animation Art var ve senaryo tamamen film senaristleri tarafından kaleme alınmış. Sizi fazla merakta bırakmadan hemen oyunun hikâyesinden bahsedeyim. Nina Kalenkov arkadaşı Max Gruber’le evlilik planları yapmaktadır.

Nina bu süreçte, kendisinin yakasını bırakmayan kâbuslarla başbaşa kalmaktadır. Yine bir kâbus sonrası Max’le, rüyaları, evlilik ve balayı konularından bahsederken, polis teşkilatı üyeleri (başta o izlenim veriliyor) odaya aniden baskın yapar. Max’in suçu, kendi anlattıklarına göre; terörist eylemlere katılma şüphesidir. Nina’ya: “bunun bir resmi soruşturma olduğu ve Max’i gözaltına alacakları” söylenir. Ancak Nina, bunun resmi bir soruşturma olduğundan şüphelenmektedir. Üstelik Max giderken Nina’nın dikkatini çekecek bazı şeyler söylemiştir. Nina Max’in müzedeki ofisine giderek bir takım belgeler bulur. Bu belgelerden birisi de Türkiye’yi işaret etmektedir. Max Urfa’da bir kazı sırasında çok önemli bir keşif yapmıştır. Buraya kadar herşey normal, bundan sonra oyun kurgusu beynimizi alt üst edecek kadar farklı yönlere kayıyor.

Oyunumuz Eski Yunan, M.Ö 48 eski Mısır, Ortaçağ Floransa ve günümüzde geçiyor. Eski Yunan Filozofu Arşimet dünyanın kaderini değiştirecek bir buluş yapar. Bu buluş daha sonra Mısır’da İskenderiye (Alexandria) şehrinde yok edilmeye çalışılır. Şehrin yanması ile birlikte kil vazonun içinde suya düşer ve hiç bozulmadan nehir havzasında Arap bir tüccarın eline geçer. Arap tüccar bunu dolgun bir ücret karşılığı Leonardo Da Vinci’ye satar. O da bunun ne kadar hayati bir anlam taşıdığını bildiğinden, bilgileri semboller kullanarak resim tablosuna aktarır. Daha sonra bu tablodaki bilgiler kötü adamların eline geçecektir. Max elde ettiği bu sır yüzünden kaçırılmıştır. Bu bilgi yanlış ellerde kıyameti getirecek ve dünya yok olacaktır. Nina da bunlara engel olacak seçilmiş kişidir.
sona doğru mu gidiyoruz

Gördüğünüz gibi üç farklı çağda gerçek tarihi kişilerle kurgu olaylar bir araya getirilmiş. Yapım baştan sona “bu sır acaba ne?” diye merak ettirerek finale kadar gelmemizi sağlayacak ve tüm detayları öğreneceğiz. Pi sayısının gizemi, Koruyucu (The Guardians) İsviçre’deki CERN, Big Bang teorisine atıflar vs. deyip sizi biraz daha şaşırtayım.

Secret Files 3’ün ana menüsü tamir atölyesi şeklinde hazırlanmış. Ara yüzde pek fazla bir değişikliğe gidilmemiş. SF: Tunguska’da Nina’nın günlüğü vardı, SF 3’te günlük bulunmuyor. Onun yerinde soru işareti şeklinde bir kutucuk var ve bu bize ipucu veriyor. Oynanış aynen korunmuş, eşya toplama ve birleştirme işi yine aynen devam ettirilmiş. Farklılıklara geçersek: SC: Tunguska’daki yan karakterler SF 3’e göre biraz daha derli toplu, SF 3’te sizi çıldırtabilecek bulmacalar mevcut. Hemen örnek vermem gerekirse; Alcatraz hapishanesinde, Nina’nın envanterindeki eşyaları birleştirerek bir robot yapıyoruz. Bu robot başka bir robotla, tabiri caizse kapışıyor. Birkaç kez mağlup olsak da, robotu yeniden oluşturarak diğer robotu yeniyoruz. Bunu başardığımız anda Cassandra adlı bayan bizle konuşmayı kabul ediyor. Da Vinci’nin atölyesinde bile bazı anlamsız işlere imza atıyoruz.

Serinin ikinci oyunundaki o canlı, neşeli Nina gitmiş, son oyunda daha olgun bir kız gelmiş. Tunguska’daki ara sinematikler, SF 3’e göre daha kaliteli. Ne yazık ki SF 3, önceki oyuna göre senaryo dışında, herhangi bir olumlu gelişme gösterememiş.

Bulmacalar genel olarak başarılı bir şekilde hazırlanmış. Ancak çözmesi bir hayli zaman alıyor. Konuşmalara ve etraftaki dokümanlara dikkat etmezseniz, işinizin bir hayli zor olduğunu söyleyeyim. Deneme-yanılma metodunu kullanırsanız (hiç tavsiye etmem), oyundan soğuyup bir kenara fırlatmanız oldukça büyük bir olasılık. Oyunun ortalarında Floransa’da, Arap tüccarın peşine düştüğünüzde ekranda kum saati görünce şaşırabilirsiniz. Nina’nın rüyasında olduğumuz için, Prince of Persia’daki gibi kum saati ile zamanı geriye gidiyor ve tüccarın izini bulmak için olası hamleleri uyguluyoruz. Bazı bölümlerde oyun zorluk derecesini seçip ilerleyeceğiz. Özellikle son bölümdeki seçimimiz, kendi seçimimiz olmaktan çıkıp, tüm insanlığın sorununu çözme işine dönüşüyor. Oyunun büyük bir bölümünde Nina’yı yöneteceğiz. Bunun dışında dönüşümlü olarak farklı karakterleri de kontrol edebileceğiz.

Oyunun sunumu, eski medeniyetler ve tarihi kişiliklerle sentezlenen hikâyesi SF 3’ün en dikkat çekici yönlerinden birisi. Dan Brown romanlarından çıkmış izlenimi uyandıran hikaye, yukarıda da belirttim, oyun boyunca heyecanımızı katlayacak.  Senaristlerin Dan Brown’nın Da Vinci’nin Şifresi ve Kayıp Sembol romanından etkilendiğini düşünüyorum. Hatta düşünmekle kalmayıp Kayıp Sembol’le paralel bazı noktanın olduğunu iddia ediyorum. Da Vinci’nin Şifresi zaten malumunuz.

Oyun müzikleri gerçekten kaliteli. Thorsten Engel ve Johannes Krause imzalı müzik ve soundlar oyuna ayrı bir heyecan ve hareketlilik katıyor. Urfa Potbery Hill kazı bölgesi maceramız için hazırlanan müzik olağanüstü (macera Türkiye’de geçince belki bana öyle geldi). Grafikler genel anlamda başarılı. Yalnız bu tabloyu bozan yan karakter çizimleri ve animasyonları. Doğallıktan uzak karakterler, yüz animasyonu ve mimikleri ile adeta biblo birer heykelcik gibiler. Seslendirmeleri kısmen başarılı olsa da, özellikle Rönesans Floransa’sında rol alan yan karakterlerin kaba saba konuşmaları içimizi bayıyor.

Related posts

Leave a Comment