I Am Alive İnceleme

i Am Alive inceleme

I Am Alive İnceleme

 

Depremle yaşamak sizce ne kadar mümkün
Alan Wake’den bu yana, bünyemizdeki adrenalini harekete geçirecek bir oyun nihayet PC’lerimizle buluştu. Biz oyuncuların en büyük sıkıntılarından birisidir, merakla beklenen bir oyunun seneler sonra çıkması. Yapımcı firma oyunu açıklar, heyecanlanırız ve zaman uzayınca da bu heyecanımız hayal kırıklığına dönüşür. Duke Nukem Forever örneği zihnimizin bir köşesinde kazınmıştır ve oyun yıllar sonra çıktığında “beklediğimiz oyun bu muydu?” diye tepki gösteririz.
Bahsettiğim oyun Ubisoft yapımı olsa da açıklandığı 2008 senesinden bu yana 4 yılı geride bıraktı. Oyun dünyasında yeni bir marka mı oluşacak, yoksa kış güneşi gibi kısa süreli bir etki mi gösterecek, hep birlikte göreceğiz. Şimdi savunma sırası I am Alive’a geldi.

Depremle Yaşamak
“Bu video kayıt cihazı elinize geçerse, lütfen evime ulaştırın. Haventon, 27. Arbor Sokağı. Parkın hemen yakınlarında bir yerde. Evet, hayatım; sırt çantam, dağcı kemerim, biraz pil, el feneri ve tabancadan ibaret. Kullanmasını pek bilmem zaten boş durumda. Deprem felaketinden bu yana 1 yıl geçti. Doğu yakasına gitmem 4 saati buldu. Yol boyunca epey yıprandım çok fazla toz var burada. Acaba şehrin içi ne durumda? Sizi bulacağım, eşim Julia ve kızım Mary. Siz olmadan bu çektiklerimiz hiçbir anlamı yok”
Adam, 21 Nisan
Oyundaki karakterimizin kayıt cihazına aldığı bu sözleri senaryoyu kısaca özetlemeye yetiyor. Kayıt cihazı görüntüleri eşliğinde hazırlanmış bu sunum, ilk anda dikkatinizi çekiyor. Adam apartmanına geri dönüyor, ancak ortada ne eşi, ne de kızı var. Şehir tahliye edilmiş durumda. Her tarafta yıkımın o acı izlerini görmek mümkün. Üstelik zehirli toz tabakası şehre çökmüş durumda. Eğer yükseklere çıkamazsak, bu toz tabakası bizi belli bir süre sonra öldürüyor.
Oyunumuz hayatta kalma (survival) olduğu için, en büyük mücadelemiz yiyecek, ilaç ve silah bulma işleri oluyor. Ana görevler bütünlük içinde ve başkalarının hayatını kendimizden daha çok önemsemek zorundayız. Oyuna alışıp ilerlemeye başladığımızda, bazı insanlar bizi görünce hemen silah doğrultuyorlar. Onlardan uzaklaşırsak sorun yok. Kendi dünyalarında bizi istemediklerinden, herhangi bir tehdit anında hemen bizi öldürüyorlar. Şehrin hakimi ise bir araya gelmiş silahlı gruplar. Hiç acımaları yok, sizi gafil avlamak için bir an tereddüt etmiyorlar. Elimizde boş bir silah var ve ilerledikçe kesici alet (pala), mermiler ve ok bulabileceğiz. Özellikle mermi kıtlığı, en büyük sorun. Bulacağımız tek mermi altın değerinde ve bu mermi boşa harcanırsa ölüm fermanımız imzalanıyor. Oyunumuz ilerledikçe, bazı düşmanların zırh giydiklerini göreceğiz. Bu gibi insanların zayıf noktaları var ve zırhlarını kullanabiliyoruz.

Senaryo bize çevremizdeki insanlara yardım etme olanağı sunuyor. Yardım kiti ile tedavi ettiğimiz ayağı kırık bir insan için, ödül olarak kayıt kamera cihazı veriliyor ve oyundaki başarılarımız artıyor. Ayrıca yardımlarımız karşılığında bize lazım olacak bilgiler veriyorlar. Son isteği sigara olan bir amcamıza, elimde olmadığı için yardım edememiştim. Yeni oyunda O’na mutlaka sigara bulup hatamı telafi edeceğim.

Haventon şehriniz genel görüntüsü, siyah beyaz pastel tonların ağırlıklı kullanılmasıyla oluşmuş. Oyun boyunca çok az renkli objeler görebiliyoruz. I am Alive, ilk on dakika grafik yetersizliği hissini uyandıracaktır. Ben ilk dakikalarda ‘aşırı makyaj yapmış bir bayan’ benzetmesini yapmıştım. Yansıma ve parlama efektleri sıkça kullanılmış. Bu oyuna girebilmemizi önleyen görünmez bir perde gibi. Baştan da söyledim, ilk on dakika böyle hissettiriyor. Ama bölümler ilerleyince, atmosfere alışıyorsunuz. Yine de benim gibi grafik tutkunu insanlar yapımı eleştireceklerdir. Bazı grafik hatalarının göze battığını söylemeliyim.

 

Zirveye ulaşmam lazım

Karakterimiz Adam, tırmanma konusunda oldukça becerikli. Ancak çabuk yoruluyor. Ekranda çift yönlü bir barımız mevcut. Birisi stamina (dayanıklılık), diğeri (health) sağlık çizgisi. Eğer hedefe istenilen zamanda varamazsanız, stamina çizginiz hemen bitiyor ve aşağı düşüyorsunuz. Bunun için bazı tedbirler alınmış. Mesela; etrafta bulacağınız bir dağcı çengeli envanterinize ekleniyor ve E tuşuna basarsanız stamina barını dolduruyor. Tırmanma işi oldukça heyecanlı ve yolu bulmak için epey kafa yormanız gerekiyor. Borulardan, bina çıkıntılarından kiriş ve sütunlardan sık sık geçeceksiniz. Yalnız bazı borular ve klima kapakları kırılıyor haberiniz olsun.
Harita sistemi, biz ilerledikçe yenileniyor. Gideceğimiz nokta işaretleniyor ve bu yolu takip ediyoruz. Bazı durumlarda ise oyun bize doğal yardımını sunuyor. Burada geçiş yok geri dön ibaresi beliriyor. Mesela; küçük kız Mei’yle yolculuğumuz sırasında markete ulaşmak durumundayız. Markete ulaşınca Mei: “aradığın şeyler daha yüksek katlarda” diyerek yardımcı oluyor. Oyunda bulmaca adına pek bir şey yok. Sadece jeneratör için benzin bidonu ve batarya bulma gibi işler var.
Benim en çok şikayet ettiğim nokta, oyundaki kayıt sistemi. Ana kayıt noktaları var, ancak yolculuğumuz uzun sürünce, etrafta bulacağımız kameralarla geçici kayıt noktaları oluşuyor. Siz ölünce elinizde yeterli kamera yoksa, ana kayıt noktasından başlamak zorundasınız ki, en çok can sıkan yer burası. Yine uzun tırmanmalar gerçekleştirdiğimiz anlarda, elimizde yeterli dağcı çengeli yoksa ilerlememiz mümkün olmuyor. Ubisoft belki bu durumu: ‘normal insan sınırlarını düşünerek, daha gerçekçi bir yapım için uğraştık’ diye açıklayabilir. Ancak çoğu oyuncu için sıkıntı vereceği, su götürmez bir gerçek.
Seslendirmeler yetersiz kalmış. Konuşmalar pek doğal görünmüyor. Özellikle yabancı insanların uzaktan duyulan sesi, sanki stüdyoda ses kayıt cihazından verilmiş gibi. Oyun müzikleri ise survival tarzına uygun gerilimli ve sade ritimlerden oluşuyor.

 

Vuslat bir başka bahara mı kalacak
Oyunu bitirdiğinizde, yeniden oynamak için istek duyabilirsiniz. Senaryosunu bitirseniz bile, diğer seçenekler için tekrar oynanabilir. Ayrıca senaryo finalinde oyunun devamı çıkma ihtimali var. Oyunu bitirince Stephen King romanlarındaki tadı aldığım söylenebilir. Özellikle market sahnesi ve şehirdeki toz, beni “Sis” romanına geri götürdü diyebilirim. Keşke kayıt sistemi adamakıllı yapılsaymış, seslendirmelere özen gösterilseymiş ve birazcık da grafikler üzerinde durulsaymış demeden geçemiyoruz. Daha yapacağımız çok iş var diye düşünürken, oyun çabucak bitiveriyor.

 

Yapımcı: Ubisotf Shangai
Yayıncı: Ubisoft
Türü: Aksiyon/survival
Çoklu oyuncu: Yok
Platform: PC,Xbox360, PS3

Related posts

Leave a Comment